#edebiyatbulaşması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#edebiyatbulaşması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2015 Pazar

fatma ana çiçeği vs ben



Merhaba sevgili takipçi aday adayım!

Tüm zamanlar, gelmiş geçmiş tüm zamanlar. Nefes alanlar, aldığı nefesin kıymetini bilenler, bilmeyenler, sadece vücudunun yaşama tutunması için nefes alanlar merhaba! Canımın içi Edith Piaf'ın bir şarkısı var sözleri aynen şöyle:

Hayır, hiçbir şeyden üzgün değilim 
Ne bana yapılan iyilikten 
Ne de kötülükten; hepsi aynı şey.

Son birkaç sabahtır böyle Edith Piaf'ın sesine uyanıyorum. Uzun zamandır buralarda yoktum, bahaneler çok, anlatmaya vakit yok. Buralara yazma güdüme engel olamıyorum. Fakat bir yerden sonra insanın kendini kaldırması gerekiyor düştüğü yerden. Vakit bu vakittir dön artık demesi gerekiyor. 

Bazen bazı durumları idrak edebilmemiz, olayın olduğuna inanabilmemiz için birilerini görmemiz gerekir. Bir şeylere şahit olmamız ve onları bir film karesi gibi hafızamızda tutmamız. Yaşarken sanki rüya gibi gelebilir, sanki birazdan uykudan uyanacakmışsın gibi gelebilir. Sakın aldanmayın o duyguya. Ben bir süre önce yaşadım bu duyguyu, yaşadığım yetmiyormuş gibi de yaşattım sanıyorum. Dünyanın en güzel yeri olduğunu düşündüğüm bir yerde, damarlarımda asi kanını taşıdığıma inandığım, büyürken saygı duyarak 'helal olsun'lara sığdırdığım bir kadını, kadınlardan gelen nehirin içinde olduğuna inandığım bir kadını kaybettim. Akrabalık ya da kan ilişkini kastetmiyorum. Sanki sokaktan geçen herhangi birine ya da karakteri yüzüne yansımış birine duyduğum saygıdan, hiç tanımadığım birine üzülüyormuş gibi üzüldüm. Kişileri bağlamdan koparmaktan bahsediyorum. Kişileri yerçekimsiz ortamda değerlendirmekten bahsediyorum. 

Küçüklüğümden beri yer yer farklı evlerde gördüğüm gerçek ismini bilmediğim, annemin Fatma ana çiçeği dediği bir çiçek var. Kurumaz eve hoş koku verir, rengi de böyle güneş sarısıdır.O çiçeği her gördüğümde rengi güneş gibi içimi aydınlatır. Ananemin haberini aldığım zaman aklıma ilk o sarı çiçekler geldi, o güzelim güneş sarısı çiçekler bu kez içimi aydınlatmadı. Olayı dramatize etmek için demiyorum bunları sadece ölüm anında insanın aklına ne gelir diye size biraz açmak istiyorum perdelerimi. Kalanın aklına gelecek ilk söz, yapacağı ilk şey gibi bir şiiri dillendirmeye çalışıyorum. Hani zor durumda kaldığımız zaman sayıklarız ya "artık bitsin, bitsin artık, bu şey her neyse bitsin artık" diye, bitti dedim kendi kendime. Kendisine muhtemelen bu sözcüklerle seslenmiş olan birinin bitişini izledim gibi geldi bana. En gerçek en nihai şeyin bu "bitiş" olduğunu tekrar tekrar kavradım. Tamam.  Ayrıntıları kendime saklamak istiyorum. 

Dünya dönerken geçti gibi gelir insana. Hele bazı kendini bilmezlerde "bakın umurunda bile değil" deme gafletinde bulunur. Dünya dönüyor oyun devam ediyor dostlar. Acılar ilk gün ki gibi kalsa kimse yaşayamazdı bu dünyada. Uzaklaşın başka dünyalara gidin hikayeler toplayıp geri gelin, döndüğünüzde bir yuvanız olsun. Fakat tüm bunları yaparken bir başkasının acısına saygı göstermeyi sakın atlamayın. Bir başkasının acısını sakın küçümsemeyin, yaşamadığınız tadını bilmediğiniz, yabancısı olduğunuz bir duyguya asla dudak bükmeyin. Kimseye 'sen acı çekmiyorsun' demeyin, herkes reklam etmez kendini zira. O değilde yazmaya yazmaya unutmuşum blogspot yollarını... Tüm bunların aksine gösteri devam ediyor, herkes rolünü iyi oynasın! Bir daha ki yazıya kadar sağlıcakla... 

19 Nisan 2015 Pazar

yüzme biliyor muydunuz?

Merhaba sevgili takipçi aday adayım!

Nasılsın, ben kuş gibiyim, neredeyse kanatlanıp uçmadığım kaldı. Ben yine bir kitap siparişinde bulundum, kargom geldiği gibi de buraya koştum geldim. Ben hayatımda bazı şeyleri alışkanlık haline getirmeye başlarım, örneğin yeni bir işe başladığımda kazandığım ilk parayı ilkin kitaba yatırırım. Çünkü en değerli şeylerin orada beni bulacağına inanırım. Tarih dediğin nedir gülüm, tekerrürden ibaret... Yine yeni bir iş... yine yeni bir liste... yine yeni bir kargo...



Tamam girizgahı atlatıp size hızlıca neler aldım anlatayım, bu sefer sepeti sadece kadın kalemiyle doldurmak istedim. Kadınlardan gelen bir nehir içinde, beni ben gibi anlayan kadınlardan, hiç okumadığım, hiç anlamadığım kadınlardan.

Sipariş listesini hazırlarken de sürekli "sevilen bir kadının yüzü çiçek gibidir" dedim hep kendi kendime. Nedendir bilmem, bazen belli kelimeler takılır dilimin ucuna. Sanki unutmak büyük terbiyesizlik ve vefasızlık gibi gelir. Unutmamak için tekrar eder dururum.

Kısaca şöyle kitap listesini bırakmak istiyorum sana, eğer içinde okudukların varsa bana yaz diye, kim ne anlamış, neyi görmüş, neyi görmemiş tartışalım. Tartışmak iyidir, farklı bakış açıları sunar insana...

Nilgün Marmara - Daktiloya Çekilmiş Şiirler
Oriana Fallacı - Doğmamış Bir Çocuğa Mektup
Sylvia Plath - Sırça Fanus
Virginia Woolf - Kendine Ait Bir Oda
Ece Temelkuran - Devir

Aslına bakarsan tüm bu kitapları okuduktan sonra uzun uzun haklarında düşünüp, belki neler düşündüğümü yazacağım.

Bir nehir var, kadınlardan oluşan bir nehir. Hepimizin içinde olduğu dertlerimiz, tasalarımız, umutlarımız, gülüşlerimizle birbirimizi yıkadığımız. Bizi biz yapan şeylerin bir an bile yanımızdan ayrılmadığı bir yer. Tepeden tırnağa biz olduğumuz. Birbirimizi garip huylarımız için sevdiğimiz. Gittikçe uzuyor günlerimiz.

Bu kadınlardan gelen nehirde yüzmek zorundayız. Çünkü bu kadınlar aslında bize benzeyen ama bizden çok farklı olan kadınlar. Bakışları bizimle değişen kadınlar. Bu kadınların hepsinin adı yazılmalı baş köşeye. Hepsinin gülüşmeleri yazılmalı isimlerinin altına. Teker teker.

Öyle işte bazen içinden çıkamıyorum hiçbir durumun, kendine iyi bak bir daha ki yazıya kadar sağlıcakla! 

Bir Küçük "Llorona" Hikayesi

Merhaba Sevgili Takipçilerim ve Aday Adaylarım!       Dünya’nın iyi insanlar hatırına döndüğü bu kötü günde herkese, dağlara, taşlara u...