Ana içeriğe atla

buraya bir yazı gelecek*


Merhaba sevgili takipçi aday adayıııım!

Nasılsın görüşmeyeli? Naptıın neler ettin? Eee hep ben mi konuşacağım? Hep ben mi anlatacağım, birazda sen anlat fikirlerini, sen söyle olan biteni olmaz mı? I-ıh mı? Hiç mi?

Tamam anladım senden fayda yok bana. Yine ben başlayacağım anlatmaya. Ne zamandır gelmiyorum buralara hayııır gitmedim bir yere meraklanma. Vazgeçmedim. Ben bu oyunu bozup, ayağa kaldıracağım bu blogu.

Aslında bir özür  ve hatırlatma yazısı bu. Yani sana değil de bana. Kendime ayıramadığım zamanın özrü bu bana birde '"bak herkes dertli, farklı değilsin. unutma bunu" yazısı. "Kendine gel bak, kendine gelmezsen getirirler" yazısı. Ne olduğumu unutmamam için. 'Onlar' gibi değilde kendim gibi olmam için. Şu an size anlatamadığım ama anlatmak için can attığım şeylerin yazısı. "Şu anda anlamıyorsun ama ilerde anlayacaksın. Tek tek anlatacağım bunları"nın yazısı.

Anlayacağın bu aralar birazcık sıkıldım takipçi aday adayım. En son blog yazısından sonra pek uğramadım buralara takip ettiğim blogları da okuyamadım. Dersimden biraz geri kaldım. Hep bir sonraki gönderiyi düşünüyorum. Aklımda değişik şeyler var ama onlar için biraz zamanı var sanki. Yani ben hazırım da o gönderilere blogspot dünyası hazır değilmiş gibi. Bence bu yazıyı okuyan -olursa tabii- sen bana bir not bırakabilirmişsin gibime geliyor. (Dur dur telaşlanma, anonim olarak da yorum bırakabilirsin.) Yazıyı normalde yayınladığım saatler (iş çıkışı, online olan insan çokluğu vs vs) dışında bir saatte paylaşacağım. Çünkü bence bu herkesin okumaması gereken bir yazı oldu. Aaa tabi ki insanların online oldukları saati takip ediyorum ve gönderileri o saatlerde paylaşıp daha çok insana ulaşıyorum. Reklamcılık ders 1. Şaka şaka.

Amaaan neyse bunları anlatmayacağım şimdi. Bu blog benle ilgili değil senin beni nasıl gördüğünle ilgili. Beni yakında daha iyi şekilde göreceksin. O zamana kadar sağlıcakla sevgili takipçi aday adayıım.

Ve yakında buraya bir yazı gelecek*

Unutmadan yazarken şunu dinledim. Çok severim yeri çok başkadır bende. Sözlerine dikkat!


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Küçük "Suzi" Hikayesi

Merhaba sevgili takipçi aday adayıım!
       Günaydın. Ne güzel kelime günaydın. Bugün böyle sabahtan akşama kadar bir şeyler yazma isteğimi içimden atamadım. Bugün delicesine sevgi doluyum. (İnsanlara değil, hayata)
       Sonra sabah yine müzik dinlerken o çok sevdiğim hikayeli türkülerden biri çıktı. Dedim ki belki bilmeyen vardır ya da bilipte unutan vardır ben en iyisi düzenleyip bloga yazayım bunu. Hep yazma isteğimi biraz olsun frenlemiş hemde size bir yatmadan önce hikayesi anlatmış olurum diye düşündüm. Ve oturdum bilgisayarın başına...
       Şimdi başlayayım hikayemize...  Hemen şuna bir tık. Diyarbakır'ın güneybatısında, Dicle Nehri'nin kıyısında, Kırklardağı diye bir dağ, bu dağın tam arkasında da Kırklar Ziyareti var. Zaten ülkemizin Doğu şeriti çok zengindir bu konuda. Türbelerden, ziyaretlerden geçilmez. İnsanlar buralara gider adaklar adar, isteklerini dile getirip uğruna kurbanlar keserler. Çocuğu olmayana çocuk, işi olmayana iş, sağlığı olmayana sağlık... B…

Çok Canım Sıkılıyor, Güneş Toplayalım İstersen

Merhaba Sevgili Takipçi Aday Adayım! Ne garip zaman ve ayrılık bazı ilişkileri giderek güçlendirirken bazı ilişkileri yok ediyor. Ne dersin benim seninle olan ilişkim giderek güçlenenlerden mi yoksa giderek yok olanlardan mı? Ben güçlenenlerden derim çünkü ne zaman gelirsem geleyim sen dinlemeyi severmişsin gibi geliyor.  Aslında hiçbirimizin tam anlamıyla değişmediği ama aynı zamanda örselendiği, bilendiği daha çok kendini bulduğu bir şeyler yaşıyoruz. Yaşadıklarımız kimini daha ‘iyi’ yaparken kimini daha ‘kötü’ yapıyor. Bir şekilde büyüyoruz ya da büyütülüyoruz. Ne garip, insan yavrusunun ne kadar büyürse büyüsün hala ‘büyümeye’ devam etmesi, bunun yıllarca sürmesi ne garip. Hayvanların öyle mi büyümeleri bir yerde duruyor ve daha sonra tekrardan ibaret oluyor yaşamları... Tüm bunları düşününce ve gerçek öze inince nihayetinde doğal olmaktan başka çaresi kalmıyor insanın. Yaşadıklarını ve bilimum yaşayacaklarını tahmin ederken insan yeniden en başına dönüyor. Kelimenin tam anlamıyla t…

Gündüz Çorbacı Gece Meyhaneci

Merhaba sevgili takipçi aday adayım,

Bir sorum olacak sana, kaybetmek ağır mıdır? Kaybetmenin ağırlığı olur mu? Kaybettikçe hafiflemez mi insan? İki tezat kelimenin birbirine bu kadar eşlendiğini gördün mü hiç hayatında? Aklımda deli sorular, beynimden parmak ucuma akarlar, sonra yollarını bulur sana ulaşırlar. Aklımdaki sorular hiç bitmez, aklımda ikimize de hepimize yetecek kadar soru var. Ah takipçi aday adayım, takipçim sevgili dostum fikrimce kaybetmenin kocaman bir ağırlığı olur. Kaybedenler başta anlamaz ağırlığını, fark edemez. Bir insan kaybettiği zaman bir şeyleri önce uyuşur sonra acır ardından bir kağıt kesiği gibi sızlar nihayet yavaşça hissizleşir. Bunları niye mi yazıyorum sana, benim küçük dünyamda, kendi başıma anlamlandırdığım kendimce el yordamıyla edindiğim tecrübelerimin dilime vuran akisleri bunlar. Ve bu tecrübeler benim bünyeme fazlasıyla ağır geliyor hayır kaybetmenin ağırlığı değil, anlıyor olmanın ağırlığı bu kez.

Asıl tuhaf olansa bir sürü şey deyip asıl m…