Ana içeriğe atla

Bir Küçük "Abbas" Hikayesi



Merhaba sevgili takipçi aday adayıım!

     Bu suarede bambaşka bir güzellikle karşınızdayım. Dün yine evde bir başıma otururken Hüsnü Arkan'ın Yalnız Değiliz albümü yalnızlığıma eşlik ediyordu. Bilen bilir kadife sesini ne çok severim Arkan'ın. Sonra önceden de bildiğim bir şarkısı başladı çalmaya. Şarkının tam sözlerine odaklanmışken şöyle dedi Arkan "Katıp tozu dumana var git, böyle ferman etti cahil."       Sonra şarkının sözlerine bakmak geldi aklıma. Meğersem o öyle değilmiş, çok bambaşka bir güzellikmiş o. Şarkının doğrusu "Katıp tozu dumana var git, böyle ferman etti Cahit" imişBaşta anlayamadım sonra biraz kurcalayınca öğrendim ki sözler Cahit Sıtkı Tarancı'nın bir şiiriymiş meğer. Laf lafı açtı derken ben şarkının hikayesini buldum. Öyle beğendim ki hikayesini, sanki başkalarıyla paylaşmazsam şiire ihanet edecekmişim gibi hissettim. Eee hissiyat önemli şey, buyurun bakalım sizde bir okuyun... 

"Cahit Sıtkı Tarancı, askerliğini yedek subay olarak yapmak üzere birliğine gider. O yıllarda
yedek subay sayısı az olduğundan her yedek subaya emir eri verilmektedir. Birliğine gittiğinde bölük yazıcısından künye defterini ister. Sırayla isimlere bakmaktadır, bir isim dikkatini çeker. Abbas oğlu Abbas... Sakat çolak eli yüzünden çürüğe ayrılmış biridir Abbas... Talim bitiminde askerin yanına gönderilmesini ister.Öğle saatlerinde kapı çalınır.Karşısında civan mert yiğit biri selam verip; "Abbas oğlu Abbas emret komutanım!" der..


Aralarında şöyle bir konuşma geçer:
-Nerelisin?
-Memleket Mardin, kaza Midyat komutanım
-Sen benim emir erim olur musun?
-Siz bilirsiniz komutanım.

    Askere eşyalarını toplamasını söyler ve kendi evinin altındaki boş yere taşınmasını ister. Zamanla askerin zekiliği ve sıcakkanlılığından etkilenir. Abbas her sabah erkenden kalkar Cahit Sıtkı'ya kahvaltı hazırlar. Öğle yemeğini sormadan hazırlar. Tüm ihtiyaçlarını karşıdan bir istek gelmeden düşünüp yerine getirir. Erkenden kalkıp Cahit Sıtkı'nın kıyafetlerini ütüler, hazırlar ve evin temizliğini yapar. Akşamları Cahit Sıtkı'nın sevdiği yemek ve mezeleri hazırlar. Zamanla
aralarında komutan asker ilişkisinden daha güçlü bir dostluk bağı oluşur. Cahit Sıtkı, bu saf ve temiz Anadolu çocuğundaki sadakat ve temiz yürekten etkilenir. Zaman zaman karşısına alıp dertleşir ve bu Anadolu çocuğunun ruhundaki gizli şeyleri keşfeder...

    Akşamları rakı sofrası kurup en güzel kızartma ve mezeleri hazırlar Abbas. Aralarında duygu bağları güçlenir. Böyle bir keyif gecesinde alkollü Cahit Sıtkı sorar: 


-Sen İstanbul'u bilir misin Abbas?
-Bilirim komutanım
-Orada bir Beşiktaş var bilir misin?
-Bilirim komutanım, ben orada acemi birlikteydim.
-Orada benim bir sevgilim var..Sen bana kaçırıp onu getirir misin?
-Elbet komutanım.

    Sabah olur Cahit Sıtkı bakar ki Abbas yeni asker kıyafetleri giymiş, traş olmış hazırlanmış gidiyor. Cahit Sıtkı sorar: 

-Hayırdır Abbas neden böyle hazırlık yaptın?
-Ben İstanbul'a gidecektim komutanım!
-Ne yapacaksın sen İstanbul'da?
-Sen söyledin bana, ben gidip sana sevgilini getireceğim!..


    Gözlerindeki hüznü ve gözyaşlarını gizlemek istercesine arkasını dönüp kapıyı çarpar ve çıkıp gider Cahit Sıtkı fakat bu mert askerin yüreği dolu Anadolu çocuğunun samimiyet ve sıcaklığından çok duygulanır. Abbas'ı göndermez elbet.

    Akşam olur. Ağaç altında rakı sofrası kurdurur ve Abbas'ı karşısına oturtur. Birlikte yer içerler ve Cahit Sıtkı o meşhur şiirini kağıda döker:


ABBAS
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
Cahit Sıtkı TARANCI"

    İşte hikayesi böyleymiş Abbas'ın. Eminim ki çoğu kişi sever bu hikayeyi. Şarkıların güzelliği hikayesinden değil midir zaten? Umarım sen sevgili takipçi aday adayım da çok beğenirsin bu hikayeyi. Yorumlarını bekler, gözlerinden öperim. 

Bir daha ki yazıya kadar sağlıcakla! 

(Şarkıyı buraya iliştiriyorum.)
Kaynakça: http://www.baktabul.net/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Küçük "Suzi" Hikayesi

Merhaba sevgili takipçi aday adayıım!
       Günaydın. Ne güzel kelime günaydın. Bugün böyle sabahtan akşama kadar bir şeyler yazma isteğimi içimden atamadım. Bugün delicesine sevgi doluyum. (İnsanlara değil, hayata)
       Sonra sabah yine müzik dinlerken o çok sevdiğim hikayeli türkülerden biri çıktı. Dedim ki belki bilmeyen vardır ya da bilipte unutan vardır ben en iyisi düzenleyip bloga yazayım bunu. Hep yazma isteğimi biraz olsun frenlemiş hemde size bir yatmadan önce hikayesi anlatmış olurum diye düşündüm. Ve oturdum bilgisayarın başına...
       Şimdi başlayayım hikayemize...  Hemen şuna bir tık. Diyarbakır'ın güneybatısında, Dicle Nehri'nin kıyısında, Kırklardağı diye bir dağ, bu dağın tam arkasında da Kırklar Ziyareti var. Zaten ülkemizin Doğu şeriti çok zengindir bu konuda. Türbelerden, ziyaretlerden geçilmez. İnsanlar buralara gider adaklar adar, isteklerini dile getirip uğruna kurbanlar keserler. Çocuğu olmayana çocuk, işi olmayana iş, sağlığı olmayana sağlık... B…

Çok Canım Sıkılıyor, Güneş Toplayalım İstersen

Merhaba Sevgili Takipçi Aday Adayım! Ne garip zaman ve ayrılık bazı ilişkileri giderek güçlendirirken bazı ilişkileri yok ediyor. Ne dersin benim seninle olan ilişkim giderek güçlenenlerden mi yoksa giderek yok olanlardan mı? Ben güçlenenlerden derim çünkü ne zaman gelirsem geleyim sen dinlemeyi severmişsin gibi geliyor.  Aslında hiçbirimizin tam anlamıyla değişmediği ama aynı zamanda örselendiği, bilendiği daha çok kendini bulduğu bir şeyler yaşıyoruz. Yaşadıklarımız kimini daha ‘iyi’ yaparken kimini daha ‘kötü’ yapıyor. Bir şekilde büyüyoruz ya da büyütülüyoruz. Ne garip, insan yavrusunun ne kadar büyürse büyüsün hala ‘büyümeye’ devam etmesi, bunun yıllarca sürmesi ne garip. Hayvanların öyle mi büyümeleri bir yerde duruyor ve daha sonra tekrardan ibaret oluyor yaşamları... Tüm bunları düşününce ve gerçek öze inince nihayetinde doğal olmaktan başka çaresi kalmıyor insanın. Yaşadıklarını ve bilimum yaşayacaklarını tahmin ederken insan yeniden en başına dönüyor. Kelimenin tam anlamıyla t…

Gündüz Çorbacı Gece Meyhaneci

Merhaba sevgili takipçi aday adayım,

Bir sorum olacak sana, kaybetmek ağır mıdır? Kaybetmenin ağırlığı olur mu? Kaybettikçe hafiflemez mi insan? İki tezat kelimenin birbirine bu kadar eşlendiğini gördün mü hiç hayatında? Aklımda deli sorular, beynimden parmak ucuma akarlar, sonra yollarını bulur sana ulaşırlar. Aklımdaki sorular hiç bitmez, aklımda ikimize de hepimize yetecek kadar soru var. Ah takipçi aday adayım, takipçim sevgili dostum fikrimce kaybetmenin kocaman bir ağırlığı olur. Kaybedenler başta anlamaz ağırlığını, fark edemez. Bir insan kaybettiği zaman bir şeyleri önce uyuşur sonra acır ardından bir kağıt kesiği gibi sızlar nihayet yavaşça hissizleşir. Bunları niye mi yazıyorum sana, benim küçük dünyamda, kendi başıma anlamlandırdığım kendimce el yordamıyla edindiğim tecrübelerimin dilime vuran akisleri bunlar. Ve bu tecrübeler benim bünyeme fazlasıyla ağır geliyor hayır kaybetmenin ağırlığı değil, anlıyor olmanın ağırlığı bu kez.

Asıl tuhaf olansa bir sürü şey deyip asıl m…