25 Ekim 2014 Cumartesi

Bir Alışveriş Seremonisi


Merhaba sevgili takipçi aday adayıım!

Günleer günler önce ben taa üniversite hayatına alışamamışken*** yaptığım bir kitap alışverişi için geldim bugün buralara. Öncelikle internetten alışverişe güveniyorum ve destekliyorum ki bir süre sonra hayatımız tamamen internet üzerinden olacak bence. Meyveyi sebzeyi bile oradan alacağız. (ki alan var.) Demek istediğim çok yaygınlaşacak. Aaah aaah 5 sene önce kimin facebook adresi vardı?? Şimdi hesabı olmayanı dövüyorlar :))

Geçelim asıl konuya ben kitap alışverişimi hep aynı adresten yapıyorum. Fakat bundan sonra yapıp yapmayacağımı bir daha düşünmek durumunda kalacağım çünkü alışveriş yaptığım site çok duyarsız ve sorumsuz bir kargo şirketiyle anlaşmalı. Eskiden anlaşmalı olduğu Yurtiçi Kargo müthiş ötesi bir şirket. Kargonuza ne olduğunu size adım adım mesajla bilgilendiriyorlar. Eğer gelip evde bulamadılarsa bile 'Geldik,bulamadık" diye not bırakıyorlar. İsmini vermek istemediğim kargo şirketinde ise bunlar hak getire... Ne bir not ne bir mesaj. Ben deli gibi kargo beklerken günlerce kargom şubede beni beklemiş de kavuşamamışız. Nasıl sinirlendiğimi anlatamam. Neyseee.

Şimdi geçelim asıl asıl konuya aldığım kitaplara yani. Genel olarak kitap eritme projesinde olduğum için aslında yeni kitaplar almayı pek istemiyordum. Bu biraz mecburiyetten oldu. Neredeyse hepsi okul için olan bölüm derslerinin kitapları. Ama tabi ki yine bilen bilir ki birkaç kitabı sepete atmayı ihmal etmedim.. Sağlam iradem yerle bir oldu anlayacağınız...

Şöyle kısaca bir listeyi verip, okul dışındaki kitapları neden sepete attığımı kısaca anlatacağım.

İletişim Kuramları Tarihi  Armand Mattelart
Bilgi Toplumları Tarihi  Armand Mattelart
İletişimin Dünyasallaşması Armand Mattelart
Türk Dil Bilgisi Muhammer Ergin
Yeni Medya Üzerine Müge Demir 
Medya Kültür Siyaset  Süleyman İrvan
Mesajınız Var! Brendon Burchard (Sitenin Hediyesi)
YGS-LYS Fizik (Hiçbir alakam yok, Bero'nun kitabı) 

Mrs. Dalloway Virgina Woolf
Hasretinden Prangalar Eskittim Ahmed Arif
Adı:Aylin Ayşe Kulin

Son 3 kitap tamamen keyfi. Kendi özgür irademle keyif yapmak, merak ettiklerime cevap bulmak için seçildi. Çook uzun bir zamandır Virgina Woolf okumak istiyordum fakat bir türlü sıra ona gelemedi. Çok geniş bir okumak istediğim yazar yelpazesi var. Woolf da onlardan biriydi. Ben kitaplarımı "aman gideyim Hemingway'ın Çanlar Kimin İçin Çalıyor?'unu alayım" diyerek almam. Onların beni bulacaklarına inanırım. The Hours filmi Virgina Woolf'un Mrs. Dalloway romanından kesitler yansıtıyor. Filmi bir kurgu dersinde görüp merakımdan izlemişim. İyi ki izlemişim. Sırf bu yüzden  Virgina Woolf'a başlamak için iyi bir seçenek olduğunu düşündüm.

Ahmed Arif'in Hasretinden Prangalar Eskittim'i ise çok uzun süredir kitaplığımda olmasını gerektiğini düşündüğüm bir eserdi. Neredeyse bütün şiirlerini okudum, hatta bazılarını cüzdanımda taşıyorum. Öyle severim dağların şairini. Bana umut olsun, yoluma ışık olsun diye aldım.

3. olarakta Ayşe Kulin'in Adı Aylin'ini attım sepete. Kitap hakkında çok bir bilgim yok. Tamamen annem için seçilmiş bir kitap. Evet annemin okuyacağı kitapları ben seçiyorum. Başını çok ağrıtmayacak, hemen içine çekecek ama aynı zamanda nitelikli ve sağlam bir olay örgüsüne sahip kitaplar seçmeye çalışıyorum. Kulin'in bu saydıklarımı karşılayacak bir yazar olduğunu düşüdüm. Aslına bakarsanız Ayşe Kulin hakkında pek bir bilgim ve ilgim yok. Ayşe Kulin severlerin 'olması lazım' deyişlerini duyar gibiyim. Sıranın ona da gelmesini umuyorum.

İşte kitap alışverişim böyleydi sevgili takipçi adayım. Kitaplar için blog yazısı yazar mıyım bilemem, orası biraz şaibeli.

Bir daha ki yazıya kadar sağlıcakla!

-Son olarak ben yazarken bunu dinledim. Sizde okuduktan sonra / okurken dinleyin.-

***üniversite hayatına asla alışmayacağım, belki 4 sene sonra***

7 Ekim 2014 Salı

İzli -Yorum #1 Pek Yakında


     Merhabaa sevgili takipçi aday adayım!

     Bugün sevdiceklerimle buluştum. Hazır buluşmuşken de sinemaya gidelim dedik. Toplaştık Cem Yılmaz'ın Pek Yakında filmine koştuk. Film vizyona 2 Ekim'de girdi, 130 dakika ve sinemalar.com'un puanlama sistemine göre puanı 10 üzerinden 5,8'imiş.İlk iki gün sadece 62 bin kişi tarafından izlenmiş oysa "Yahşi Batı" ilk üç gününde 906 bin kişi tarafından izlenmişti. Bugün filmin 5. günü, Yahşi Batı ile karşılaştırınca sonuç hüsran gibi görünüyor göze. Takip ettiğim haberlerine göre tahmin edilen bir gişe başarısına ulaşamamış film şimdilik. İlerleyen zamanda ne olur bilemem. Yine takip ettiğim sinema sayfalarına göre genel olarak 'orta şekerli' bulunmuş seyirci tarafından.

     Bana sorarsanız da film 'orta şekerli' bir filmdi. Ben eş, dosttan aldığım tavsiyeye göre beklentimi çok düşürmüştüm. Filmin fragmanı biraz Cem Yılmaz'ın İşbankası reklamına benziyor.Sanki senaryo yazılırken biraz dram biraz komedi biraz romantizm ekleyelim diye düşünülmüş. Eee hepsinden birer parça olunca biraz kafa karıştırmış. Filmin 2. bölümünde kesinlikle daha çok gülüyorsunuz mesela.

     Film genel olarak "Hokkabaz" düzeyinde bir film gibi. "Gora" ve "Arog"'u izlerken çok daha büyük keyif aldığımı hatırlıyorum. Pek Yakında, Gora ve Arog'un önüne geçememiş sanki. Fakat şunu da söyleyebilirim ki oyuncu kadrosu kesinlikle çok tecrübeli insanlardan seçilmiş. (Zaten Ozan Güven, Özkan Uğur Cem Yılmaz'ın çoğu filminde yer aldı ve okuduğum yorumlarda da "hep aynı kadro" diye serzenişte bulunan çok kişi gördüm.) Şuna da değineyim Zerrin Tekindor'un oyunculuğunu bir daha bir daha beğendim. Hastasıyım.

     Şimdi bende çok yakından olmasa da bu işle ilgilenen, az buçukta olsa bu işin eğitimini almış(alıyor) biri olarak yapıyorum yorumlarımı. Cem Yılmaz'ın filmlerini Türk Sinemasının içinde bir bütün olarak düşünürsek eğer Recep İvedik düzeyinin kat be kat üzerinde bir kurguya dayanıyor. Film seyretmenin safhalarını bire bir yaşatıyor.
   
Tüm bunların üzerine film vakit geçirmek için çok çok iyi bir film. Zaten Türkiye'de sinemacılık bir eğlence aracı gibi görüldüğü için bir şeyler katıp katmaması çokta önemli değil. Ama insana bir şey katar mı, onun için bir şey diyemem. Bana katmadı mesela. Size bir şeyler katarsa koşun gelin bana yorum olarak yazın, çok çok sevinirim. Görüşmek üzere...

 -Birde filmin başında yönetmen değil "Rejisör: Cem Yılmaz" yazıyordu. Eskiler yönetmen değilde rejisör dermiş, fransızca kökenli bir kelime. Hoşuma gitti.-

Bu arada film müziklerinden biri: sürpriz

1 Ekim 2014 Çarşamba

Oku -Yorum # 1 Sergüzeşt


 


       Merhaba sevgili takipçi aday adayım,
       Yeni başladığım bir kitap eritme projesiyle karşınızdayım. Projemden kısaca bahsedeyim, kitaplığımda olan ancak daha okunma sırası gelmemiş kitapları aldım karşıma. Dedim ki sizi bitirinceye kadar daha yeni kitap yok bana. (Gittiğim kitapçılardan nasıl sağlam iradeyle çıkıyorum bilemezsiniz)
        Böylece bu yeni projeyle başladığım ilk kitap 'Sergüzeşt' oldu. Samipaşazade Sezai imzalı bu kitap, Boyut Kitapevinin 1. baskısından.
        Kısaca kitaptan bahsetmem gerekirse Dilber adlı bir kızın ailesinden ayrı esir hayatını ve yanında da bir minik aşk hikayesini anlatıyor. Zengin ile fakir arasındaki tabakalaşmaya, köleliğe bilhassa dikkat edip, üzerinde durmuş yazar. Ayrıca kitap o gün ki toplumu da gözler önüne seriyor.
        Gelelim benim şahsi, kitap ile ilgili yorumuma ben kitabı genel olarak beğendim, hiç okunmayacak, okudukça insanı darlayacak bir kitap değildi açıkçası. Sadece kitabın biraz anlatımı durağandı. Ve yazar sık sık araya girip kendisinin olaylara bakış açısını anlatıyor. Bu tarzı beni biraz sıktı ve olaylar arasındaki köprüyü kurmamı biraz zorlaştırdı. Çok kitap okuyan ve her kitabı merak edip içinize çekmek isteyen biri değilseniz -ve tabi ki okumak zorunda da değilseniz- bu kitabı tavsiye etmem.
        İşte bende Sergüzeşt'i böyle bitirdim, buyrun sizde okuyun gelin, tartışalım.
        O zamana kadar sağlıcakla!
        Ve son olarak sürpriz!

23 Eylül 2014 Salı

Bir 'ben' Hikayesi

      Merhaba sevgili takipçi aday adayım,
      Beni tatmin edecek bir takipçi sayısına ulaştığımda belki size -henüz olmayan takipçilerime- böyle hitap etmeyi kesebilirim. Bu blog karalamam da size örgün eğitimden kurtulmuş, evrensel bilgi üretme merkezlerine yeni giren bir ben'in hikayesinden kesitleri yazacağım.

       Öncelikle zaten üniversite düzeyinde bir liseden mezun olduğum için üniversiteyi kendime hep bir 'zorunluluk' olarak gördüm. Ama bu "zorunluluk olan şeyler zaten sallamasyon yapılır" ön yargısından çok uzakta kendini kanıtlama açısından benim için bir ölçü olmuştu. Bir özel üniversitenin kendi alanımda benim için uzmanlık olacağını düşündüğüm bir bölümünü tam burslu kazandım. (Üzgünüm bunu söylemek zorundayım çünkü çok emek verdim, gururlanmamı mahzur görün) Neyse ki o koşuşturmalı günleri atlatıp yepyeni bir sayfayı karalamaya başladım. Dün ilk günümdü. Bir 'ilk gün' nasıl daha iyi olabilirse o kadar iyi bir gündü benim için.

       Tek sorun yani benim için sorun olan aslında çağımızın teknolojisiyle alışmak zorunda olduğum yenilik insanların birbirlerini Facebook gibi sosyal medya üzerinden bulması, tanışması. Ben zaten bundan pek dili yanmış bir insan olarak, gerçekten bundan sıkıldım. Şahsen ben bir insanın yanıma gelip çekingen çekingen acaba ne yanıt vereceğimi düşünerek sorduğu sorulara cevap vermeyi seviyorum.

      Arkadaşlarım ve öğretmenlerim hakkında yorumlama yapabilmem için çok erken olduğunu düşüyorum, genel olarak izlenimleri iyi gibiydi. Fakat çok sevdiğimi ve çok seveceğimi düşündüğüm bir öğretmenimiz bugün çok güzel bir cümle yığını kullandı. Cümle yığını çok anlamlı ve böyle bir yazıda geçiştirilmemesi gerektiğini düşündüğüm bir şey olduğundan başka blog yazılarına bırakmak istiyorum. Tabi devam edersem bu işe..

      Kendimi kıyıdan köşeden tanıtma merasimim bitmiştir. Başka suare'de görüşmek üzere. Buraya birde şarkı bırakıyorum, burdan alırsın takipçi aday adayım. sürpriz!1!1

19 Eylül 2014 Cuma

küçücük bir fik!

 



Merhaba sevgili takipçi aday adayım! Heves uğruna açıp daha sonra ilgilenmediğim bloguma geri döndüm aylar sonra ve sizi bu küçük fik'le tanıştırmaya geldim. Fikir diyebileceğim kadar büyük bir oluşum değil sonuçta. 
Neyse sonra işte nalburlarda bulabileceğiniz strafor yada köpük diye tabir edilen o varlıklardan alıyorsunuz, cüzi bir fiyata (5 TL) kocaman bir panoya sahip oluyorsunuz, tabi isterseniz etrafını çarşafla kaplayabilirsiniz.Gayet sağlam, o yüksek fiyatlara aldığınız tabiri caizse kıç kadar mantar panolardan daha sağlam ve daha daha kocaman.'O sadece bir strafor değil o koskoca hayaller!!' olacak dermişim ama demem, neyse bu ucuz ve yaratıcı fik'le tanıştığınıza göre daha ne bekliyorsunuz?

12 Şubat 2014 Çarşamba









Mavi panoda yeşil ağaç.
Alarmların 5 dakika erkeni. 
Sabahlarında sabrı. 
İşte gözümü açtığım…



İşte böyle sevgili takipçi aday adayım! Her sabah 5 dakika erkenden kalkıp okuduğum neredeyse en sevdiğim yazarlardan biri olan Ece Temelkuran'ın yazısı. Fark etmeden panoma şiir bile yazmışım :):))9 Bence sizde böyle şeyler yapın. Kendinize minik minik sizi motive edecek notlar hazırlayın. Hazırlarken dikkat edin ama benimki kadar uzun olmasın... Görüşmek üzere...

10 Şubat 2014 Pazartesi

Merhaba takipçi aday adayım...
Şimdi böyle bloglu mloglu bir şeyler açtım ama sırf hevesimden. Tumblr twitter vs. diğer sosyal paylaşım ağlarını kullanırdım ancak ilk defa blogspot kullanacağım. GERÇEKTEN ÇOK HEYEÇANLIYIM... Şu an tek emelim tek arzum bu blog ile uğraşabilmek. Sana sabır diliyorum takipçi aday adayım... Bir daha ki gönderide görüşmek üzere...

Bir Küçük "Llorona" Hikayesi

Merhaba Sevgili Takipçilerim ve Aday Adaylarım!       Dünya’nın iyi insanlar hatırına döndüğü bu kötü günde herkese, dağlara, taşlara u...