Ana içeriğe atla

Gündüz Çorbacı Gece Meyhaneci





Merhaba sevgili takipçi aday adayım,

Bir sorum olacak sana, kaybetmek ağır mıdır? Kaybetmenin ağırlığı olur mu? Kaybettikçe hafiflemez mi insan? İki tezat kelimenin birbirine bu kadar eşlendiğini gördün mü hiç hayatında? Aklımda deli sorular, beynimden parmak ucuma akarlar, sonra yollarını bulur sana ulaşırlar. Aklımdaki sorular hiç bitmez, aklımda ikimize de hepimize yetecek kadar soru var. Ah takipçi aday adayım, takipçim sevgili dostum fikrimce kaybetmenin kocaman bir ağırlığı olur. Kaybedenler başta anlamaz ağırlığını, fark edemez. Bir insan kaybettiği zaman bir şeyleri önce uyuşur sonra acır ardından bir kağıt kesiği gibi sızlar nihayet yavaşça hissizleşir. Bunları niye mi yazıyorum sana, benim küçük dünyamda, kendi başıma anlamlandırdığım kendimce el yordamıyla edindiğim tecrübelerimin dilime vuran akisleri bunlar. Ve bu tecrübeler benim bünyeme fazlasıyla ağır geliyor hayır kaybetmenin ağırlığı değil, anlıyor olmanın ağırlığı bu kez.

Asıl tuhaf olansa bir sürü şey deyip asıl meseleye gelememek. Aslında diyip diyecek şey çok, alıp karşına oturtacaksın diyeceksin böyle böyle.  Yapılması gereken bu, yapılacak olan bu. Bağıra çağıra, acıta acıta söyleyeceksin her şeyi, ateşin etrafında döneceğine atacaksın kendini ateşe, yanık geçer ama yanmanın korkusu hiçbir zaman geçmez. Yaşayarak, yaşatarak öğrenir insan. Sen bir kere yandın, bir kere daha yanarsın. Nasılsa geçip gidecek.

Ben hayatımdaki çoğu şeyi unutmam, unutamam unutmakta istemem. Bir insanı seversen acısına da katlanırsın, sefasını nasıl sürdüysen cefasını da öyle çekersin. Acınası olan tek şey biliyorsun üzülüyorsun, üzülmekten alıkoyamıyorsun kendini tamam ama bu durumdan kurtulmakta istemiyorsun. En acınası şey bu.

Cemal Süreya'nın bir şiiri var, kıyıda köşede kalmış sadece onu çok sevenlerin bilebileceği bir şiir. O şiirde der ki "hep alçak sesle konuşan biri de vardı ki, kederini soylu kılmak için, yüreğindeki kurşun yarasına aşktandır derdi."  Kim bilir belkide çoğumuz kederimizi soylu kılmak için yüreğimizdeki kurşun yarasına aşktandır diyoruz. Kim bilir belkide aşka ve aşık olmaya dair bildiğimiz tek bir şey yok. Sadece öyle olduğumuza inanıyoruz.

Yazıya başlarken suyun ne yöne doğru akacağını bilemedim, her paragraf başına farklı düşünceler geçti içimden. Anladım ki meğer bende gündüz çorbacı gece meyhaneci olanlardanmışım. Meyhane zamanından derinden sevgilerimle, masamızın şarkısı


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Küçük "Suzi" Hikayesi

Merhaba sevgili takipçi aday adayıım!
       Günaydın. Ne güzel kelime günaydın. Bugün böyle sabahtan akşama kadar bir şeyler yazma isteğimi içimden atamadım. Bugün delicesine sevgi doluyum. (İnsanlara değil, hayata)
       Sonra sabah yine müzik dinlerken o çok sevdiğim hikayeli türkülerden biri çıktı. Dedim ki belki bilmeyen vardır ya da bilipte unutan vardır ben en iyisi düzenleyip bloga yazayım bunu. Hep yazma isteğimi biraz olsun frenlemiş hemde size bir yatmadan önce hikayesi anlatmış olurum diye düşündüm. Ve oturdum bilgisayarın başına...
       Şimdi başlayayım hikayemize...  Hemen şuna bir tık. Diyarbakır'ın güneybatısında, Dicle Nehri'nin kıyısında, Kırklardağı diye bir dağ, bu dağın tam arkasında da Kırklar Ziyareti var. Zaten ülkemizin Doğu şeriti çok zengindir bu konuda. Türbelerden, ziyaretlerden geçilmez. İnsanlar buralara gider adaklar adar, isteklerini dile getirip uğruna kurbanlar keserler. Çocuğu olmayana çocuk, işi olmayana iş, sağlığı olmayana sağlık... B…

Çok Canım Sıkılıyor, Güneş Toplayalım İstersen

Merhaba Sevgili Takipçi Aday Adayım! Ne garip zaman ve ayrılık bazı ilişkileri giderek güçlendirirken bazı ilişkileri yok ediyor. Ne dersin benim seninle olan ilişkim giderek güçlenenlerden mi yoksa giderek yok olanlardan mı? Ben güçlenenlerden derim çünkü ne zaman gelirsem geleyim sen dinlemeyi severmişsin gibi geliyor.  Aslında hiçbirimizin tam anlamıyla değişmediği ama aynı zamanda örselendiği, bilendiği daha çok kendini bulduğu bir şeyler yaşıyoruz. Yaşadıklarımız kimini daha ‘iyi’ yaparken kimini daha ‘kötü’ yapıyor. Bir şekilde büyüyoruz ya da büyütülüyoruz. Ne garip, insan yavrusunun ne kadar büyürse büyüsün hala ‘büyümeye’ devam etmesi, bunun yıllarca sürmesi ne garip. Hayvanların öyle mi büyümeleri bir yerde duruyor ve daha sonra tekrardan ibaret oluyor yaşamları... Tüm bunları düşününce ve gerçek öze inince nihayetinde doğal olmaktan başka çaresi kalmıyor insanın. Yaşadıklarını ve bilimum yaşayacaklarını tahmin ederken insan yeniden en başına dönüyor. Kelimenin tam anlamıyla t…