Ana içeriğe atla

Çok Canım Sıkılıyor, Kuş Vuralım İstersen #Kıyıdan


Merhaba Sevgili Takipçi Aday Adayım

Bir yerlerde birileri kulağıma "sen olsan bunların, tüm bu olanların yazısını yazardın, ben sadece yaşamakla yetiniyorum" diyor. Sırf bu cümleler için bile bağıra bağıra yazma istediği doluyor içime.

Zamanlardan birinde bir masada biri aynen şöyle dedi, gözleri dolu dolu, “Neden bunca yükü benim sırtıma verdi, neden sevincimin yanına hüznünü koydu, neden bana bu taşıyamayacağım yükü verdi, neden bunca şey başka insanları da rahatsız etmiyor? Bazen diyorum ki çok fazla. Ben hepsinin altından kalkamayacağım, sonra mecbur napacaksın zaman bu durmuyor akıyor, bitiyor acı, geliyor yenisi…”

Şu son paragraf için hiçbir şey demek istemiyorum, sen tamamla eksikleri. Bağlamı sen oluştur, masaya kimleri oturtmak istersen oturttur.


***

2012 yılı. Bakıyorum şimdi 3 yıl geçmiş. Sürpriz bir tatilin yolculuğunu yapıyoruz. Bazı şeyler hiç bitmeyecekmiş gibi yaşanırken daha sonra çok özleniyor. Yaşarken kıymetini bilmediğimiz zamanlar gibi. "Şimdi olsa nasıl yaşardım" demek gibi. Ne tuhaf giderken 2 şarkı vardı sadece, biri bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin?’di o zaman kimleri düşünerek dinlerdim, şimdi kimleri… Şarkılar kalıyor, insanlar değişiyor. Hala her dinleyişimde o yollara giderim, merakla bitmesini beklerim değerini bilmediğim zamanın. Yazamıyorum, oraya olan duygularımı, anlatamıyorum. başkaları olsa anlatır tüketirdi, ben anlatarak kelimelerle kirletmek istemiyorum.

Diğeri de Yeni Türkü- Böyle Gitmez. Kalbimdeki kendini anla diyor Derya. Böyle gitmez, sen bizi sevmiyorsun. Böyle bitmez, içinde bu öfkeyle. Böyle bitmez, eksiğiz ikimizde. Seni ben sulara çizdim, göklere, aynalara… Kalbimdeki kendini anla… Ve bu çocukça çizgilerden al tamamla resmimizi. İlk durakta inen yolcular gibi, yabancıyız seninle yan yana. Belki geç kaldık her şeye ama son bir kez dinle beni. Böyle bitmez, ben diyor bize aşık oldum…

Evet  sevgili takipçi aday adayım ben biraz senin içindekilerin bazı zamanlarda kendi kendine söylediklerinin yazısını yazmaya çalıştım, bunun devamı gelir elbette. Çünkü unutma sen yaşamakla yetinirsin, ben yazmayı denerim. İşte şimdi ben, kendimce, içimdeki birkaç kuşu tek kurşunla uçurdum. Sıra sende! Bir daha ki yazıya kadar sağlıcakla!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Küçük "Suzi" Hikayesi

Merhaba sevgili takipçi aday adayıım!
       Günaydın. Ne güzel kelime günaydın. Bugün böyle sabahtan akşama kadar bir şeyler yazma isteğimi içimden atamadım. Bugün delicesine sevgi doluyum. (İnsanlara değil, hayata)
       Sonra sabah yine müzik dinlerken o çok sevdiğim hikayeli türkülerden biri çıktı. Dedim ki belki bilmeyen vardır ya da bilipte unutan vardır ben en iyisi düzenleyip bloga yazayım bunu. Hep yazma isteğimi biraz olsun frenlemiş hemde size bir yatmadan önce hikayesi anlatmış olurum diye düşündüm. Ve oturdum bilgisayarın başına...
       Şimdi başlayayım hikayemize...  Hemen şuna bir tık. Diyarbakır'ın güneybatısında, Dicle Nehri'nin kıyısında, Kırklardağı diye bir dağ, bu dağın tam arkasında da Kırklar Ziyareti var. Zaten ülkemizin Doğu şeriti çok zengindir bu konuda. Türbelerden, ziyaretlerden geçilmez. İnsanlar buralara gider adaklar adar, isteklerini dile getirip uğruna kurbanlar keserler. Çocuğu olmayana çocuk, işi olmayana iş, sağlığı olmayana sağlık... B…

Gündüz Çorbacı Gece Meyhaneci

Merhaba sevgili takipçi aday adayım,

Bir sorum olacak sana, kaybetmek ağır mıdır? Kaybetmenin ağırlığı olur mu? Kaybettikçe hafiflemez mi insan? İki tezat kelimenin birbirine bu kadar eşlendiğini gördün mü hiç hayatında? Aklımda deli sorular, beynimden parmak ucuma akarlar, sonra yollarını bulur sana ulaşırlar. Aklımdaki sorular hiç bitmez, aklımda ikimize de hepimize yetecek kadar soru var. Ah takipçi aday adayım, takipçim sevgili dostum fikrimce kaybetmenin kocaman bir ağırlığı olur. Kaybedenler başta anlamaz ağırlığını, fark edemez. Bir insan kaybettiği zaman bir şeyleri önce uyuşur sonra acır ardından bir kağıt kesiği gibi sızlar nihayet yavaşça hissizleşir. Bunları niye mi yazıyorum sana, benim küçük dünyamda, kendi başıma anlamlandırdığım kendimce el yordamıyla edindiğim tecrübelerimin dilime vuran akisleri bunlar. Ve bu tecrübeler benim bünyeme fazlasıyla ağır geliyor hayır kaybetmenin ağırlığı değil, anlıyor olmanın ağırlığı bu kez.

Asıl tuhaf olansa bir sürü şey deyip asıl m…

Bir Küçük "Hiçbir Şey" Hikayesi

Merhaba Sevgili Takipçi Aday Adayım!  Ben sana uzaktım, nakıştım, bakıştım, bloga uğramamak gibi büyük işlere kalkıştım kusura bakma... Bende huydur, aklımdan oyunlar oynarım. Her insanla konuşmadan -onun bilmediği- bir bağ kurarım ikimizin arasında. Mesela hayatımdaki çoğu insan için bu insan bir şarkı olsaydı ne olurdu diye oyun oynardım eskiden. Bir süre sonra bu oyun değişti her insanla bir şarkımız oldu. Geçen radyoda Ahmet Kaya Hiçbir şeyimsin çaldı... İki kişilik bu şarkı tek kişiye düştü. Şarkının benim gözümdeki sahibiyle artık görüşmüyoruz. Sonra denizden çıkıp sıcacık kuma basar gibi içim ısındı birden. Sonra aniden aklıma şiirin asıl sahibi geldi.  Açtım onun sesinden bir kez daha dinledim şiiri.  Attilâ İlhan'ın öldüğü günü hiç unutmuyorum. 9 yaşındaydım. Kahvaltı masasındaydık haberi duyduğumuzda. O zamanlar çok etkilememişti beni. Bunu hiç unutamam birde Kazım Koyuncu'nun öldüğü günü hiç unutamam. Bazen hayatınızdaki bazı sahneler fotoğraf gibi kazınır zihninize. …